Widgetized Section

Go to Admin » Appearance » Widgets » and move Gabfire Widget: Social into that MastheadOverlay zone

Anlık devingenlik ile zamansız dinginlik arasında denge arayan meczup

1993’te, LOFT Creative Arts Studio’da karikatürist olarak ilk işine başladı; daha sonra tasarım bölümüne geçerek moda-grafiği üzerine çalıştı. Gob London, Walker&Talker, Subzero gibi jean markalarına tasarımlar üretti.

Kim? Ömer Durmaz

Ne? Tasarımcı

Ne Yapar? Faydalı tehditler savurur

Nerede? GMT +2 / Location: 38° 23′ 39.79″ N 27° 01′ 30.14″ E

Nasıl? Dank diye

Ömer Durmaz kim ki?

Kısaca: Anlık devingenlik ile zamansız dinginlik arasında denge arayan meczup.
Uzunca: 1974 Şanlıurfa doğumlu. Tipik bir memur çocuğu olarak tayinlerle taşındı; dört yaşına kadar Diyarbakır’da, sonra da İzmir’de büyüdü. Lisede, Greenpeace’e mektupla üyelik başvurusunda bulundu; çevre gönüllüsü oldu. Tiyatroya heves etti; kursa gitti ama beceremedi. Arkeolog mu, mimar mı olsam derken, Oğuz Aral’ın “çiçeği burnunda” öğrencilerinden biri olarak karikatürist olmak istedi; Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’ne girdi. Orada grafik tasarımla tanıştı ve tekrar sınavlara girerek dereceyle grafik bölümünü kazandı. 1993’te, LOFT Creative Arts Studio’da karikatürist olarak ilk işine başladı; daha sonra tasarım bölümüne geçerek moda-grafiği üzerine çalıştı. Gob London, Walker&Talker, Subzero gibi jean markalarına tasarımlar üretti. Bir ara, İzmir’in ilk animasyon stüdyosunda çizerlik yaptı. Bir grafik öğrencisi olarak artık reklam ajanslarında çalışması gerektiğini fark etti ve İzmir’in öncü ajanslarında çalışmaya başladı. Bu yıllarda her fırsatta; otostopla, bisikletle, Tostos’la Türkiye’yi dolaştı. 1997’de etkileşimli arayüz tasarımıyla ilgilenmeye başladı, bir süre bu alanda çalıştı, diploma projesini de aynı konu üzerine vererek 1999’da üniversiteden mezun oldu ve hemen İstanbul’a taşındı; İstanbul’da 2002’ye kadar sanat yönetmenliği yaptı. 2002’de askere gitmek üzere İzmir’e döndü, ama hocalarının teklifini kabul ederek mezun olduğu bölümde öğretim görevlisi oldu. Aynı yıl GMK’ya üye oldu, tasarım çalışmalarını serbest olarak sürdürmeye başladı. 2004 yılında ambalajtasarimi.com’u kurdu, siteden hareketle bir dizi ambalaj tasarımı etkinliği gerçekleştirilmesine katkıda bulundu. 2004 sonunda Kıbrıs’a askere gitti, 2005 sonunda döndü. 2006’da “Digital Arts” dergisinin kuruluşuna destek verdi. Aynı sene “Grafik Tasarım” dergisinin kurucu editörlüğünü yaptı. 2008’de evlendi. Nisan 2009’da editörlükten ayrıldı ve ihmal ettiği yüksek lisansını, ambalaj tasarımı üzerine tamamladı. Halen, Radikal Tasarım gazetesinin danışma kurulunda yer alıyor, DEÜ GSF Grafik Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor ve tasarım çalışmalarını serbest olarak sürdürüyor. “Cool”lukla ilgisi yok, sadece “kul-köle” olmamaya çalışıyor.

Tasarım sektöründeki duruşunu nasıl tanımlar?

Uzun süre reklam sektörü için çalıştım. Bu nedenle, “saf” grafik tasarım üretimiyle ilgili henüz bir tatmine ulaşmış değilim; bunun için uğraşıyorum. Bu süreçteki kazanımlarımı da meslektaşlarımla paylaşmaya çalışıyorum. Tasarım eğitimi ve tasarımcı örgütlenmesi ile sektörün ulaşacağı düzeyin, mesleki sorunları çözmekte önemli bir dayanak olacağını düşünüyorum. Yayınlar ve etkinlikler ile sağlanacak güçlü bir meslektaş iletişiminin gerekli oluşumları bir arada tutabilecek bir nevi tutkal olduğuna inanıyorum. Reklam-veren gibi, bilinçli “tasarım-veren” potansiyeli oluşturma konusunda tüm tasarımcılara sorumluluk düştüğüne, hem tasarım müşterisini hem de meslektaşlarımızı bilinçlendirmek için, yılmamamız ve standartları yükseltmek adına birbirimize destek olmamız gerektiğini düşünüyorum. Kendimi bu amaçlar doğrultusunda sinerji yaratmaya çalışan biri olarak görüyorum. Kişisel hayatta da “tasarımcı tavrı”na inanıyorum; bu tutumu yaşam felsefem haline getirme yönünde çaba sarfediyorum. Tüm çabalarıma rağmen, halen kendime “tasarımcı” demekte zorlanıyorum.

Türkiye’de akademisyen olmak nasıl bir şey?

Akademik ortam, toplum yapısından kopuk değil. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de toplumun ekonomik ve sosyo-kültürel düzeyi, akademik ortamın kalitesini doğrudan etkiliyor. Bir başka coğrafyadan tasarımcı ve akademisyen Erik Spiekermann, bu durumu “eğitim, daima gerçek hayat gibidir.” sözüyle ifade ediyor. Dolayısıyla Türkiye’nin akademik ortamını, Amerikan filmlerinde görmeye alıştığımız akademisyen profiliyle kıyaslamak, haksızlık olabilir. O türden bir akreditasyon yok denecek kadar az; bir akademisyen için, Türkiye’nin gerçekleri ile var olmaya çalışırken, evrensel değerde üretim yapmak oldukça zor. Diğer yandan, yapılabilecek birçok şeyin yapılmadığını, hatta engellendiğini görmek de üzüntü verici… Sanırım, akademik dünyamız henüz emekleme aşamasında; dünya ile entegrasyon, demokratikleşme, sivilleşme, refah düzeyi vb. değişkenlerde gelişme kaydedildikçe akademik ortamda da taşlar yerine oturacaktır diye umuyorum.

Kafamda, kendim için biçtiğim akademik cüppe, şu an için bana fazla büyük; ondandır ki kendimi bir türlü akademisyen olarak göremiyorum. Akademisyen olmaya çalışmak bana büyük bir sorumluluk yüklüyor; bu yükün altından kalkmaya çalışıyorum. Aslında, iyi bir öğrenci olmaya çalışıyorum diyebilirim. Dolayısıyla, en iyi öğrencim, sanırım yine benim; bu konuda çok yol kat ettiğimi de düşünüyorum.

Grafik Tasarım dergisinin kurucu editörlüğünü, yazı işleri müdürlüğünü ve derginin tasarımcılığını hatasız yerine getirip, 30 sayıdan sonra bayrağı devrettin. Derginin geldiği son noktayı ve bu ayrılığı nasıl tanımlarsın?

Dergi halen yayında olduğundan sözü kısa tutayım; gereksiz bir tartışma yaratmak istemem. Zira Türkiye’nin basılı ve “saf” grafik tasarım içeren süreli bir yayına gereksinimi var. Dolayısıyla profesyonel bir bakış açısıyla da olsa, kişisel değerlendirmelerim şu aşamada büyük resmin görülmesine engel olabilir.

Süreç kısaca şöyle yaşandı: Derginin sahipleri inisiyatifim dışında değiştiğinde, içerik kurgusuyla ilgili stratejik görüş ayrılığına düştük. Bir süre ortayolu bulmayı denedikten sonra, derginin önünü tıkamamak adına – yayının benden sonra da devam etmesi için gerekli koşulları sağlayarak – ayrıldım. Zaten üç yıla uzanan zorlu bir sürecin yorgunluğu vardı, akademik kariyerimi ve özel hayatımı da fazlasıyla ihmal eder olmuştum. Benden birkaç hafta sonra yayın kurulu ayrıldı. Dolayısıyla radikal bir değişim gerçekleşti. Yerimizi alan ekip, henüz bir sayı çıkardı. Net bir yorum yapabilmek için dergicilikte tek sayı yeterli değil; yayın periyodunun çeyreğini geçtikten sonra yapılacak yapıcı eleştiriler daha isabetli olacaktır. Diğer yandan, farklılıklar olmasını da, söz konusu değişim nedeniyle normal karşılamak gerek; önemli olan, bu farklılıkların düzeyinin ve sağlayacağı yararın oranının artması.

Dergicilik kariyerin boyunca yaşadığın en önemli deneyim neydi?

2009 yılında Atina’da yapılan European Design Awards etkinliğindeki jüri üyeliğim. Avrupa’nın öncü tasarım dergilerinin editörleri, temsilcileriyle birkaç gün tasarımı tartışmak, tasarım dergiciliğini konuşmak, Avrupalı meslektaşlarımla aynı masada olmak benim için önemli bir deneyim oldu.

Türkiye’nin tasarımcı profili hakkındaki gözlemlerin neler?

Tek başına “tasarım” biraz geniş kalıyor; sadece “grafik tasarım” açısından gözlemlerimi aktarmam daha doğru olabilir. Çünkü mimarlık da bir tasarım disiplini olmasına karşın, grafik tasarımcılarla mimarlar arasındaki profil farklılığı – genel anlamda – fersah fersahtır. Bence tasarım disiplinleri arasında, en düşük profile sahip olanlar grafik tasarımcılar; nicelik fazla, ancak nitelik yetersiz. Biraz önce sözünü ettiğim değişkenler arasında korelasyon sağlanmadıkça, potansiyel adayların da farklı olacağını düşünmüyorum. Dengelerin sağlanması için “düzeyli” mesleki oluşumlara, “saygın” eğitim-öğretim kurumlarına, “kaliteli” Türkçe yayınlara ihtiyaç var; bütünleyici yapılar, ancak iyi birer model olabilir. Söz konusu imkânları sağlayabilmek için evrensel değerlerle, yerel sorunları dert edinmek gerekiyor. Dolayısıyla, Türkiye’nin daha çok “tasarımcı-vatandaş”a ihtiyacı var; tasarımcıların iğneyi önce kendilerine batırmalarının zamanı geldi bana kalırsa.

Dünya genelinde en başarılı bulduğun tasarım dergileri hangileri?

dot dot dot, slanted, étapes, gallery, page page, eye, baseline, computer arts, varoom… Tek dergi hiçbir zaman yetmez; bu anlamda, dergiciliğin ne olduğunu bir okurun iyi anlaması gerek. Aynı konu üzerine birçok dergi olabilir, olmalı da. Dergilerin her biri birer “seçki”dir, editoryal kurgunun görsel ve sözel birlikteliğidir. Dolayısıyla, dergiler arası farkı belirleyecek olan editoryal kurgudur. O nedenle tek dergi yetmez; aralarındaki farkları keşfedip tadını çıkarmak gerek.

Şimdilerde, “tipo-baskı (letter-press)” tekniğinin Türkiye’de yeniden gündeme gelmesi için uğraş veriyorsun. Nasıl gidiyor ve beklentiler ne yönde?

Türkiye’de birçok kişi teknolojiyi yakalamaya çalışırken, benimki akıntıya karşı kürek çekmek olarak da görülebilir… Günümüzden üç-dört yüzyıl önce bilgi oluşumunda temel yöntem olan tipobaskı, günümüzün sayısal teknolojilerinden sonra artık pek kullanılmıyor. Diğer yandan, günümüz baskı tekniklerinin yanında tipobaskı; nostaljik bir teknik olarak yeni anlamlar arayan tasarımcı ve sanatçılar arasında “sanat, tasarım ve zanaat” üçgeninde “ikincil bir hayat” buldu. Endüstriyel anlamda atıl kalmasına rağmen tipobaskıyı bugün de değerli kılan, bu ikincil ömrü. Eşsiz tipografik biçimler, tipobaskı tekniğinin mekanik kusurlarıyla birleştiğinde mükemmel dokular oluşturuyor. Böylece tipobaskının görsel etkisi; günümüz çoğaltma makinelerinden farklı olarak, izleyene ve üretene özel hissettiriyor. Seri üretim olarak görünse de – kabul edilir – teknik kusurlar her çalışmayı bir diğerinden ayırıyor. Sonuç olarak; modern matbaacılıkta istenmeyecek kusurlar, yeğlenen bir durum halini alarak tipobaskının yeni kimliği oldu. Bu bakış açısı, uzun süredir Batı’da yaygın. Türkiye’de ise, tekniğin ikinci ömrüyle ilgili çok az kişi bilinç sahibi. Oysa farklı okumalara, çeşitliliğe, yeni anlatım biçimlerine daha geniş bir platformda ihtiyaç var. Tasarım eğitimi açısından da, öğrencilere tipografi bilgisini en temel şekliyle uygulamalı olarak göstermenin algılamayı kolaylaştıracağını umuyorum. Bu farkındalığı sağlamak adına bir dizi seminer ve yayın planladım, adım adım ilerliyorum. Baskı makinesi altyapısının eksikliği problemini saymazsak gelişmeler olumlu, her şey iyi gidiyor.

Son olarak ?

Fransız grafik tasarım dergisi Étapes’in şef editörü Étienne Hervy’den, çağdaş Türk tasarımının gelişimi ve bugünüyle ilgili kapsamlı bir dosya teklifi aldım; sevgili dostum Sinan Niyazioğlu ile beraber, neler yapabileceğimiz üzerine planlama yapıyoruz. Étapes’in yayıncısı Pyramid’in sahibi, grafik tasarım hakkında kitapları bulunan, Avrupa’da tasarım yayımcılığı konusunda söz sahibi Michel Chanaud ile ED’nin Atina’daki jürisinde tanışmıştım; grafik tasarım bilgimden çok etkilendiğini belirterek Etienne’e beni o tavsiye etmiş; övgüsünü almış olmak beni mutlu etti.

www.linkedin.com/in/omerdurmaz

KAYNAK

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)

Bu Haberi Sende Yayınla

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş